Mikrofinans ve toplumsal cinsiyet

Mikrofinans kadınların güçlendirilmesi mi yoksa borçlandırılması mı demek?


Kadının güçlendirilmesi mi güçlenmesi mi?



Kaynak: Emily Mary Osborn, NameAçless and Friendless, 1857, Tate Modern

Daha önce mikrofinans ile ilgili yazmıştım. Bu sefer kadınların güçlendirilmesi politikalarına ve bu kapsamda mikrofinans alanına eleştirel bir bakış atacağız.


Toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmalarının finans ve etki yatırımıyla kesiştiği alanda bir dizi yazı hazırlıyorum. Uzun bir süredir. Açıkçası zor bir konu. İdeolojik bir başlık. Kimilerinin doktora tezi yazdığı kapsamda bir başlık.


Neden bu konuyla ilgileniyorum?


Etrafımda sık duyduğum ve rahatsız olduğum bazı ifadeler/ projeler var; kadının güçlendirilmesi (edilgenliğiyle dikkat çeken garip bir terim), kadın bankacılığı, kadın girişimciler, çocuk da yaparım kariyer de. Etki yatırımında toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemeyi amaçlayan projeler görüyorum. Başta çok heyecanlanıyorum ama işin içine girince destekten çok köstek gibi görünen ve eşitsizliği gidermekten çok devam ettiren işler olduklarını hissediyorum. Bu hissiyatım doğru mu diye okumaya başladım.


Bu alan mayın tarlası. Kimileri kızacaktır bu yazdıklarıma. Doğru bir cevap veya sonuç yok. Ben de belli bir görüşü savunmaya çalışmayacağım. Bir yığın teorik tartışma var. Ve ben hepsini ne okuyabildim ne de buraya sığdırabilirdim. Ama bir yerden başlamak gerek. Bu yazıda biraz kavramsal tartışma yapacağız. Hazır mıyız?


 

Mikrofinans yoksullukla mücadelede ve düşük gelirli grupların güçlendirilmesinde önemli bir strateji olarak belirlenmiş. Buraya kadar herşey güzel. Başlangıçta yoksul kadınları hedef alan sonrasında kategorik olarak tüm kadınlara uyarlanan bu ajanda, kadınları ekonomik büyümede araçsallaştırmış ve ekonomik aktörler arasına katmayı hedeflemiş.


Güçlendirme anlatısı kadınlarla birlikte göçmenler, düşük gelirli gruplar vb bir çok kategoride ele alınabilir. Benim yazım toplumsal cinsiyet bağlamında olacak.

Kalkınma pratiği içinde bu bağlamda bir yığın program ve destek mekanizması geliştirilmiş ve kadınlar için mikrofinans + kadının güçlendirilmesi kurumsal bir anlatıya bürünmüş.


Kadının ''güçlendirilmesi'' anlatısı


Baştan söyleyelim. Mikrofinans şahane bir hedefle yola çıkıyor. Ama zamanla güçlendirilme, güçlenme anlamını yitiriyor. Temel varsayımda homojen bir grup olarak ele alınan kadınlar, ekonomik aktörler haline geliyor ve ekonomik büyümede araçsal bir rol üstleniyor. Finansal kuruluşların daha öncesinde erişemediği gruplarda penetrasyonunu ve karlarını artırması hedefler arasında.


Peki nereden çıktı bu güçlendirme konusu?


Hızlı tarihçe:


Güçlendirme yaklaşımı, 1960 sonrası dönemde ekonomik modellerde gözardı edilen yoksul grupların kalkınmaya katılımının gerektiği tartışmasında karşımıza çıkıyor. İlk günlerinde feminizm, Amerika'da siyahi hareket vb toplumsal hareketlerde sıkça tartışılıyor. Paulo Freire'nin 1970'lerde yazdığı bir kitap bu düşünceye ilham veriyor. Diyor ki bireyler eğitim yoluyla içinde bulundukları durumun farkına varıp eleştirel bir bilinçlenme ile özgürleşebilir.


Benzer şekilde o sıralarda ortaya çıkan ve genel geçer kalkınma modellerini eleştiren (çoğunlukla kalkınmakta olan ülkelerde) birçok oluşum var. Bunlar genel olarak Gender and Development Approach adlandırılıyor. Alternatif kalkınma modelleri üzerine çalışan IFDA mesela tepeden inmeci ve teknoloji transferi programlarının yerine yerel koşulları dikkate alan ve kurumsal şirketlerden bağımsız bir kalkınma savunucusu. ''Güçlendirme'' ifadesi bundan birkaç sene sonra Bangalore’da DAWN’dan çıkıyor ve toplumsal güç ilişkilerine odaklanıyor. Savunulan şey şu: güç ilişkilerini kadının leyhine dönüştürmek gerek.


O sıralarda dünyada neler oluyor?


Giderek finansallaşan bir dünya. Neoliberal düzen. Iron Lady ve Reagan hükümetleri. Emeğin serbestleşmesi. Liberalleşme politikaları. IMF Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlarca dört bir yana taşınıyor.


Kalkınma alanı 1990’lardaki ekonomik krizlerle birlikte, Asya ve Latin Amerika’daki yoksulluğun giderilmesini tartışmaya başlıyor. Bu stratejisinde güçlendirme konusunu ajandasına alıyor. 2000’lerin Millenium Development Goals ajandasında -Gender Equality and Women Empowerment- ifadesine yer veriliyor. Sonrasında bildiğimiz güçlendirme ve yoksulluğun giderilmesi kardeş oluyor ve bireylerin karar alma ve aksiyona geçme kapasitesinin artırılması gerektiğini ifade ediyor. Bunun için bu grupların rasyonel ekonomik bireyler haline gelmesi ve eğitilmeleri gerek (bakınız finansal okuryazarlık). Karar alma yetisi iyileşen hanehalkının ekonomik kalkınma üzerinde de domino etkisi olacak.


Bu geçişle birlikte güçlendirme anlayışının toplumsal mücadeleden bireysel alan taşındığı, radikal bakış açısından koparıldığı ve romantik bir konu başlığı haline geldiğini söyleyebiliriz. Fırsatlara erişim, kapasite artırılması gibi terimler giderek daha sık karşımıza çıkıyor. Farklı sosyo-ekonomik, coğrafi ve toplumsal birikimlerden gelen kadınların homojen bir grup olarak kategorize edildiği ve güçlendirilmesi gereği artık ana akım bir gerçeklik olarak kabul ediliyor.


Hangi kadın? Problemlerden bir diğeri de bu. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermek hedefiyle yola çıkmış bu ajanda problemi çözmekle ilgilenmiyor teğet geçiyor.


Bu süreçte güçlendirilme ifadesi kurumsallaşıyor. Ve Womenomics.


Womenomics veya Smart Economics.


Kaynak: Japan Times


Cinsiyet eşitliği bir iş fırsatı (business case). Cinsiyet eşitliği ekonomik gelişmişlik için olmazsa olmaz. Kadınlar ve kız çocuklarına yatırım yapmalıyız. Ben demiyorum UN Women The Gender Dividend: The Business Case for Investing in Women isimli raporunda söylüyor.


Womenomics düşüncesi ilginç bir şekilde (cinsiyet eşitliliğinin korkunç olduğu) Japonya’da gündeme getiriliyor. Shinzo Abe politika aracı olarak kadınların güçlendirilmesinin ekonomik kalkınmada önemli bir rol oynadığını savunuyor. Çok da ilginç olmayan bir şekilde bu terim ilk defa 1999’da Goldman Sachs’te ortaya çıkıyor (ve GS bahsediyorsa sadece sosyal iyilikten ibaret olmadığını biliyoruz). Finansal sektörden çıkan bu düşünceyi besleyen ve yeniden üreten ortam 2008 finansal krizi. Kadınlar (karşıtında yer alan erkeklere göre) daha düşük riskli yatırım odağı olarak görülmeye başlıyor- adeta biyolojik bir gereklilik. Uluslarararası finans kuruluşlarınca benimsenen Smart Economics anlayışı kadının güçlendirilmesi eşittir finansallaşması. Bu düşünceye göre kadının finansmana erişiminde devlet ve finans kuruluşlar önemli sosyal roller üstlenmeli. Shinzo Abe’nin akıllıca farkettiği kadınların ekonomik aktörler olarak içerilmesi ile yeni bir pazar oluşturur ve ekonomik büyüme fırsatı yakalanabilir. Hepimiz borçlanarak özgürleşeceğiz.


Dışarıda bırakılan önemli bir nokta var: finansmana erişimdeki asıl bariyerlerin giderilmediği. Mesela sosyal normlar, yasal düzenlemeler kadının girişimci olmasını engelliyor olabilir. İrlanda anayasasından bir alıntı:


‘“...the state recognises that by her life within the home, women gives to the state a support without which the common good cannot be achieved...’’


“...mothers shall not be obliged by economic necessity to engage in labor to the neglect of their duties...”


İzole bir örnek değil bu. Kimi ülkelerde kadınların arsa sahipliği, veraset, boşanma, mal sahipliği gibi konularda yasal hakları sınırlı.


Peki tüm bu Womenomics veya kadının finansal içerilmesinin kadınlara nasıl bir faydası olabilir ve eşitliği nasıl destekleyebilir?


Kimi araştırmalar Güney Kore ve Çin endüstriyelleşmesinde kadınların çok önemli bir rol oynadığından bahsediyor. Kadınların iş gücüne katılımı ve fabrikalarda çalışmaya başlamasıyla kalkınma hızlanıyor. Aslında olup biten kadınların en ucuz işçilik grubu olması ve ucuz emeğe olan erişimle karlı ve hızlı bir endüstriyel büyüme sağlandı.


 

Peki sonuç?


Kimi eleştiriler diyor ki aslında bu yaklaşım kadının içinde bulunduğu durumu sadece ekonomik bir probleme indirgiyor. Transnational Business Feminism olarak eleştirilen bu programlarda kadınların çıkarları şirketlerin karlılığı ve ekonomik büyüme hedefleriyle eşdeğer hale geliyor. İlk başta hedeflenen yoksulluğun giderilmesi ajandası, borçlandırılma ve düşük gelirli grupta işgücüne katılımla sınırlı kalıyor gibi gözüküyor. İlerlemesinde en büyük engellerden biri olan ücretlendirilmeyen ev içi emek ile hiç mi hiç ilgilenmiyor.


Programların sonucunda kullandırılan kredi sayısı, yeni açılan banka hesabı, eğitim alan kadın sayısı gibi istatistiki bazı sonuçlara varılıyor. Kadınlar program çıktısı olarak ölçüp biçilen istatiski figürlere indirgeniyor.


Yani sonuçta kalkınma kadınlar için değil kadınlar kalkınma için çalışıyor.


Bir sonraki yazıda Wall Street Feminism, Executive Feminism, Women in Finance ve Lean In konularını içeren bir tartışma yapacağız. Takipte kalın.