Kadının gücü meselesi


Mikrofinans, cinsiyet eşitliği ve kalkınma konulu yazımın ardından kadının gücü, veya güçsüzlüğü, lider kadınlar ve sıradan kadınlar üzerine yeni yazım. Zamanlama da manidar ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne denk geliyor.


Facebook COO Sheryl Sandberg'in Lean In isimli bir kitabı yayınlandı. Why we have too few women leaders isimli bir TED konuşması yaptı. Kısa sürede buzzword haline gelen Lean In hareketi bize temelde şunları söylüyor: Masaya oturun (sit at the table/own your success), yaşam ortağınızı doğru seçin (make your partner a real partner/equal share in the unpaid care work and household chore), ve pazarlık edin daha fazlasını isteyin vs vs. Meşhur cam tavan (glass ceiling) hikayesi.


Sheryl Sandberg'den ilhamla Executive Feminism diye birşey tartışılıyor. Kadınların üst yönetimde rol almasının ihtiyacımız olan değişimi ve cinsiyet eşitliğini getireceğini söylüyor. Ve CEO, üst yönetim, liderlik pozisyonlarındaki kadın sayısının artması gerektiğini savunuyor.


Kadınlar Fortune 500 CEOların sadece %8'ini oluşturuyor.



 

Hepsine sahip olma varsayımı (myth of having it all)


Executive Feminisim'in bahsettiği şeye katılıyoruz. Ancak hayatın Sheryl Sandberg’in bahsettiği gibi doğrusal ilerlemediğini biliyoruz.


Öncelikle şunu söyleyelim Shery Sandberg’ün feminist manifestosu göz boyama olarak görülüyor. Benzer şekilde kurumsal & beyaz Amerikalı grubunda yer alan Hilary Clinton (son zamanlarda Ivanka Trump ve Women Who Work kitabı!) gibi örneklerle retorikte kalıyor ve kadınların günlük yaşamlarında çektikleri sıkıntılara dair bir yenilik sunmuyor. Etrafımızda, reklamlarda, kurumsal dünyada, iş hayatında toplumsal cinsiyete vurgu görüyoruz, ancak bunlar kuru gürültü olmaktan öteye geçiyor mu (noise)?


Türkiye'de toplumsal cinsiyeti desteklemeyi hedefleyen bir yığın proje görüyoruz. Bunlarda dikkatimizi çeken istihdama yönelik projelerin genelde aşçılık, dikiş tekstil el emeği vb işlerle sınırlı kaldığı. Diğer yandan finansal okuryazarlık, girişimcilik eğitimleri gibi programlar görüyoruz. Bunlar iyi güzel de bireysel düzeyde kadınlara verilen eğitimlerle ne kadar yol alabiliriz ve değişime nasıl gidebiliriz...





Michelle Obama’nın Sheryl Sandberg’e referans sözleriyle ‘‘asılmak kimi zaman yeterli olmayabilir’’. Lean In benzeri anlatıya en büyük eleştiriler, (1) çoğu kadının Facebook tarzı bir şirkette üst düzey yönetici olarak çalışmadığı, (2) etnik sosyo kültürel vb çeşitliliklerin dışarıda bırakıldığı ve (3) kadınlar ne kadar asılsa da (lean in) yapısal unsurlar, politika/prosedür gereklilikleri veya önyargılara karşı yenildikleri. Ben de bir tane ekleyeyim, tüm anne kadınların evde bir bakıcı bulundurma imkanı olmadığı.


Güç meselesi


Sheryl Sandberg'i C-suite executive olduğu için tebrik etsek de, onun bakış açısı birçoğu kadının sahip olmadığı güç ve ayrıcalıklı pozisyonu gözardı ediyor. Bir diğer yandan eşitlikçi bir yarışma vaat ediyor. Tüm kadınların rasyonel ve özgür iradeyle hareket edebilecek kapasitede olduğunu ve kurumsal idari yapıların iyi kalpli ve meritokrasiye göre çalıştığını varsayan naif görüşler...


Biraz düşününce farkediyoruz ki tüm sorumluluk kadına yükleniyor. Problem toplumsal boyutundan uzaklaşmış, parçalanmış bölünmüş atomize edilmiş durumda. Kadının içinde çözmesi gereken bireysel bir durum haline geliyor.


Peki ne yapacağız?


Bunun için sormamız gereken bazı sorular var.


Kaynak: Webdonuts


Unpaid care work: ücretlendirilmeyen ev içi emek ve bakım işleri. Lean In benzeri liberal anlatıda bu işlerin outsource edildiği ve dolayısıyla kadınların kariyerlerinden geri kalmalarına yol açan durumların bertaraf edilebildiği varsayılıyor.


Ancak Nancy Folbre’ın deyişiyle kadınlar Prisoners of Love. Çünkü kadınlar emek ve bakım işlerinde ilk üstlenici olarak görülüyor ve burada sıkışıp kalıyor. Exit opsiyonları bulunmuyor. Sonrasında iş gücüne girdiklerinde pazarlık güçleri daha düşük oluyor çünkü toplumdaki genel bilgi kadınların hane içinde ücretlendirilmeyen işleri yaptığı, dolayısıyla kadınlara daha düşük ücret ödendiği.


Türkiye ücretsiz bakım emeğinin %86'sını kadınlar üstleniyor.


Erkeklerin ''mommy track''e girmeleri kolay değil kadınların da çıkması.


Ev içi ücretlendirilmeyen bakım ve emek işleri, cinsiyet eşitliği ve kadınların iş gücüne katılımında en önemli bariyer.

Yeni bir GDP tanımı gerekiyor: Genel kabul gören yurtiçi gelir hesaplamalarında hane içi üretimi dikkate alınmıyor. Hane içinde yapılan temizlik ütü alışveriş yemek çocuk bakımı vb işler. Bunları gidip dışarıdan tedarik etmeye çalışırsanız para ödemeniz gerekiyor. Ev içinde bunu sağlayan birisi varsa, karşılığını ödemeden faydalanırsınız veya kendiniz yaparsınız. Pazardaki değeri aşikar bir hizmetten bahsediyoruz. Ama mevcut GDP hesaplaması tüm ürün ve hizmetlerin parasal toplamını yansıtmıyor.


Samuelson’ın meşhur lafı If a man married his maid, then, GDP would fall’.


Yeni Zelandalı politikacı Marilyn Waring Counting for Nothing: What Men Value and What Women are Worth isimli kitabında diyor ki keçi sütü çok değerliyken anne sütünün ekonomik bir değeri yok. Okul eğitimi yine çok değerliyken evdeki eğitimin hiçbir değeri yok. Buna göre, bir distopyada anne sütünün tükendiğini düşünün, bunun yerini yeni süt tozları vitaminler takviyeler pazarı alır ve acayip bir ekonomik büyüme görürdük değil mi? Benzer bir şekilde Türkiye’de temiz içme suyuna birçoğumuz ekstra para ödüyoruz ve bu GDP’ye katkı sağlıyor. Ancak bazı ülkelerde musluk suyu temiz ve ücretsiz, temiz kaynak suyunun bu ülkede ekonomik bedeli yok.





Hangi iş: beyaz yaka ofis işleri dışında bir yığın iş tarzı var. Ancak geleneksel olarak kadınların fiziksel efor gerektiren bazı işlerde hiç şansının olmadığından bahsedebiliriz, örneğin kadın tesisatçı, marangoz, şoför vs.


Kadınlar erkeklerden %23 daha az kazanıyor. Türkiye’de ise %15 (40 yaş üstündeyse %26!) . Hiçbir ülkede eşit işe eşit ücretten bahsetmemiz mümkün değil.



Kadınlar için çeşitli iş olanakları: Financial Times geçenlerde bir makale yayınladı. New York’ta ‘’Non Traditional Employment for Women’’ programı 1978’den beri 3000’den fazla kadının elektrikçi, işçilik gibi çeşitli occupation’da istihdam edilmesini sağlamış. Makalede ayrıca demir işçiliği yapan kadınların hikayesini anlatıyor. Buradan alacağımız mesaj şu, kadınlar için seçenekler genişletilmeli.


Çalışma koşullarının değişmesi gerekiyor: Günümüzde kadınlar düşük ücretli iş bulabilir, orta seviye yönetici olabilir ama sadece birkaç tanesi üst düzeye çıkabiliyor. Bunun sebepleri için Beauty Bias’ın yazarı Deborah Rhode’ı okuyabiliriz. Kendi döneminde 1970'lerde hukuk fakültesinden mezun olan üç beş kadından biri. Hukuk alanında cinsiyet eşitliği konusunda çalışmaları var. ‘’No problem’ problem’’ saptamasıyla şu makalede bugünkü durumumuzu çok iyi özetliyor. Okumanızı tavsiye ederim. Hukuk dünyasından yola çıkarak toplumsal cinsiyet rollerine dair önyargılardan, kadınların kariyer gelişiminde dışarıda kaldığından ve elverişsiz çalışma koşullarından söz ediyor. Özellikle hukuk dünyasındaki çılgın çalışma saatlerini göz önünde bulundurursak ev içi bakım ve emek işlerini de üstlenen veya single-mom olan birisinin kariyerinde gelişmesinin ne kadar zor olacağını hemen hayal edebiliriz.


Eğitimlerin sadece kadınlara değil erkeklere de verilmesi gerekiyor: Eğitimlerin çoğu kadınları bilinçlendirmek, ''güçlendirmek'' ve eğitmekle ilgileniyor. Ancak Deborah Rhode diyor ki kadınların pazarlık etmesi gereken ve onların terfisini onaylayacak olan taraf genellikle erkek. Ve onlar değişmedikçe kadınların kapasiteleri eğitimleri ne kadar gelişmiş olsa da işimiz zor.


 

Burada bitmiyor ama şimdilik derlediklerim değerlendirdiklerim bunlar.


Daha fazlası için: Feminist Economics Journal'a ve şu video serisine bakabilirsiniz.


Bir sonraki yazıda cinsiyet kotası, ekofeminizm ve daha fazlasını konuşmaya devam edeceğiz. Takipte kalın.