Etki ölçümünde çifte sayım nedir?

Önceki yazımda etki ölçümünden bahsetmiştim. Şimdi olayları biraz daha karıştıracağım ve Çifte sayımdan bahsedeceğim.


Neyin çifte sayımı? Hepimiz bir stokçu olduk son zamanlarda, sayım olaylarına epey hakimiz. Çifte sayım yapmayız!


Bu yazının konusu tuvalet kağıdı değil, etki yatırımlarının sonuçlarının paydaşlar tarafından ayrı ayrı raporlanması, ve bunun bir çifte sayıma yol açması.





Öncelikle cila niyetine: etki yatırımı yaparken yatırımcıların beklentisi ne? Sosyal çevresel pozitif etki ve finansal getiri. Finansal kısımda herkes payına oranla geri dönüş alıyorsa etki ve sonuçlar konusunda da aynı olmalı değil mi? Olaylar tam da burada karışıyor.


Aşağıdaki tablo etki yatırımı zincirinde varlık sahibinden (asset owner) son faydalanıcıya kadar nasıl bir çifte sayım tehlikesi olduğunu gözler önüne seriyor.




Source: DCED


Bu konuyu işlerken bu yazımda vermeye çalışacağım birkaç mesaj var:


Destekler pozitif etkiler olsun da isterse çift değil dört kat sayılsın.

Etki yatırımı sayesinde arada ölçülemeyen birçok ekosistem desteği oluyor (trickle down economics).

Etki yatırımcısının varsayımı yeni fonlama (fresh capital) ile yepyeni işler yapılacak, bu da fonun kullanılma koşulları (use of proceeds) ile belirlenecek.

Etki yatırımı uzun vadeli olduğu sürece yeni bir yatırım ve büyümeyi destekleyecek. Üç beş çok takılmayın, iyi birşeyler oldu diyelim.

Yatırımcılar çifte sayım riskine dikkat ediyor, ve her paydaş seviyesinde belli bir azaltım (haircut) uyguluyor.

Etki konusuna göre yaklaşımımız değişiyor. Enerji gibi konularda karbon azaltımını paylaşmak daha kolayken, eğitim istihdam gibi konularda daha dikkatli olmak lazım.

Etki hangi seviyede sağlanmak isteniyor? Son faydalanıcı mı, yoksa yatırımı alan kurum seviyesinde mi, ikisi de mi?


Daha fazlasını merak edenler için hadi devam.


Etki ölçümünde kimin ne kadar etki sonucunu üsteleneceğine dair yenilmez kurallar yok. Ama genel olarak uygulanan iki yaklaşım var.

  1. Atıf yaklaşımı (attribution approach)- yatırımcının çıktının tamamını üstlenmesi (örneğin, ilkokul öğrencilerine bilgisayar sağladım kütüphane yaptım, bütün sonuç benimdir)

  2. Katkı yaklaşımı (contribution approach)- yatırımcının kendi payına düşen çıktıyı üstlenmesi (örneğin yüzde 10 hissesi olan bir melek yatırımcısının projenin çıktılarının yüzde 10'unun üstlenmesi)

Hangisini ne zaman uygulayacağız? Duruma göre bakacağız...


Her kuruluşun etki hedefini projelerini tam anlamak lazım.


Bunları anlamak için mesela şu durumlara bir bakalım.


Çift taraflı yatırımlar (bilateral): yatırımcı ve faydalanıcı arasında direkt bir ilişki kurulur ve işin çıktıları tek bir kuruma atfedilir.


Ortak yatırımlar (co-investments) ve sendikasyonlar: burada genellikle birden fazla yatırımcı bir araya gelir (bu ekstra fon mobilizasyonunun kendisinden de bir etki olarak bahsedilir, agent dediğimiz paraları bir araya getiren ajan :) bir kuruluş varsa - fon toplamadan (fundraising) hallice- bundan para da kazanır bir güzel). İdeal durumda herkese kendi payına düştüğü kadar etki atfedilir.


Fund of Fund (FoF): burada bir fon başka bir fona yatırım yapar. Neden? Pazar erişimi, uzmanlık, risk dağıtımı, sermaye kontrolleri, hukuki altyapı ya da kapasite network engelleri gibi çeşitli sebepleri olabilir. FoF bir markette derinleşmeyecekler, ama bir bakıp gidecekler için süper bir yaklaşım. Burada çıktılar birkaç farklı katmandan geçmek durumundadır. Bu yatırımlar sayesinde yatırımcılar normalde girmesinin zor olacağı marketlere erişebilir. Ancak pratikte görebildiğimiz bir sorun olarak FoF yatırımcısı da onun yatırım yaptığı fon da kendi etki raporunda aynı çıktıdan bahsedebilir. Bunun için her seviyede belli azaltımlar (haircut) yapılır.


Stratejik yatırımlar: çok önemli bir yatırımcı (anchor investor) varsa yatırımı alan kuruluşta büyüme, yeni işlerin gelişmesi gibi kapasite artırıcı, ve son faydalanıcı


Teknik destek: bazen sadece yatırımı yapmak yeterli değildir. Faydalanıcının aldığı yatırımı gerçekleştirebilmesi için kapasitesinin artırılması gerekir. Örneğin kurum kapasitesinin geliştirilmesi, yeni stratejilerin desteklenmesi, eğitim verilmesi vs. Teknik desteği sağlayan kurum diğer bütün yatırımı bir nevi kolaylaştırıcı olur. Ancak etki atıfında payı yine yatırımı kadardır.


Bir parantez açayım. Dikkat sıkı tutun.

  • Bir yatırım fonu da dönüp kendi yatırımcılarına bu sonuçları raporluyor. Tam çifte sayım gibi gelmiyor mu kulağa? Yatırım fonuysam gidip raporumda yazıyorum. Sonra benim yatırımcı da aynı şeyleri yazıyor. Buna karşı azaltım yapılabilir. Ve her iki kurum da ekosistem seviyesinde değerlendirilsin varsın ikisi de aynısını yazsın.

  • Aynı grupları destekleyen birden çok yatırım, proje olabilir. Burada da aynı kişi iki ayrı faydalanıcı gibi raporlanabilir. DFID demiş ki, bu tarz durumlarda bu aynı kişileri hariç tutacaksın. Ama bu o kadar kolay değil çünkü veri gizliliği diye birşey var. Spesifik kimin desteklendiğini yatırımcı da bilmiyor nasıl ayrı tutsun. Ama elden geldiğince ayıracaksın.




Bunların hepsi ne demek? Standartlaşmadan bahsetmiştim etki ölçümü yazımda. Etki konusunda standartlaşmanın zor ve indirgemeci olabileceğini görüyoruz. Birisi etkiden bahsederken, yüzeysel değil (surface value) dur bakalım nasıl ve ne yaptın diye sormak lazım. Bir de ne dedik, üç beş çok takılmayacağız. Büyük resme bakacağız.


Olayları hep sistematik yapmak gereğinden bahsediyoruz. Impact Priciples da bundan bahsediyor. Ama bu ilke bazen iyi niyetli işleri kısıtlayabilir.


Her etki yatırımının kendine has bir hikayesi var. Etki dediğimiz şey bazen bir rüzgar tribünü takmakla üretilen temiz enerji gibi net olabilir. Bazen de daha verimli bir tarım teknolojisinin kullanılması olabilir. Veya istihdam yaratılması olabilir. Hepsine aynı gözlükle bakabilir miyiz?


Peki şimdi n'olacak? İndirgemeci olmaktan nasıl kurtulacağız. Yukarıda sürekli tekrarladığım gibi duruma göre bakacağız. Globalde toplanan rakamları da dikkatli okuyacağız.


Konunun meraklıları çeşitli etki yatırımcılarının etki raporlarına baksın. Benim notlarım şöyle:

  1. Oturup baştan el sıkışmak lazım. Bak bunlar benim olacak başkasına vermeyeceksin diye. Kimin ne kadar etki üstleneceği önden tasarlanıyor.

  2. Kimi yatırımcılar etki raporlarında etki seviyesini ayrıştırıyor. Örneğin faydalanıcı düzeyinde etki, toplumsal düzeyde etki ve yatırımcılar düzeyinde etki gibi. Calvert'in raporu tam olarak böyle bir yaklaşım izliyor.

  3. Yatırımlar ve programlar arası rakam odaklı karşılaştırmalar yapmamak, örneğin sağlık sektöründe 2 kişinin bile erişimi önemli bir etki sayılabilir, eğitim aktiviteleri hayat değiştirici olabilir, ama kimi zaman birkaç tane güneş paneli çok da ekstra etkili olmayabilir.

  4. Her yatırım kendi bulunduğu koşullar içerisinde değerlendirilsin, esnek yaklaşımlar belirlensin.

  5. Varlık sahiplerinin (asset owners) seviyesinde beklentilerini yerel ihtiyaçlara göre belirlemesi bizi daha etkili sularda yüzdürecektir.


Kafalar yeterince karıştı mı? :)