ESG'nin S'si

Bugün bir yatırımcı toplantısında 31 Mart finansalları anlatılıyor. Klasik bir sunum akışı, ''nefes kesici'' bir son çeyrek finansal performans ardından son söz Sürdürülülebilirlik'e geliyor. Olayın marjinalliği ve sonlarda olması bir yana, büyük kelimeler havada uçuşuyor. Şunda birinciyiz, bunda en büyüğüz, onda pazar lideriyiz. Şu belgenin ilk imzacısıyız. Birbiriyle alakasız bir yığın metrik ve bilgiden sonra sadece yorulduğumu hissediyorum. Ve pek birşey anlamıyorum. Şimdi bu şirket nasıl ''sürdürülebilecek''. Bunlar bana şirketin operasyonlarının insanları nasıl etkilediğini söylemiyor. Sonuçlardan bahsetmiyor. Etiket ve vitrin süsü gibi gözüküyor.


Bir diğer yandan Sürdürülebilirlik sunumunda çoğunlukla E ve G'ye dair birşeyler var. Ama S'yi göremiyorum. Binlerce çalışanı olan bir şirketin toplumsal sorumlulukları var. Bunları komiteler kurarak ve kadın istihdam oranını paylaşarak sağlamış olmuyor. Sonuçları, aktivitelerinin toplumsal etkileri anlamak istiyorum.





Gelelim bugünün konusuna: ana karakter S. Uzun adı Sosyal.


S, E ve G isimli kardeşlerin ortancası. Başına gelmeyen kalmamış. İçi boşaltılmış. S yalnızlık çekiyor ve dışlanıyor. Şaka bir yana, S, birtakım kutucukları tiklemeye indirgenmiş. Ülkede kıyamet koparken en büyük şirketlerin prosedürlerden ve sürdürülebilirlik komitelerinden konuşmasından sıkılıyorum.


Benzer şekilde British American Tobacco paydaşlarını (tüketicilerini) zehirleyerek nasıl oluyor da FTSE 100 ESG sıralamasında ilk üçte yer alıyor...


Ey okuyucu. Seni bir yığın kağıt ve makale okuma zahmetinden kurtaracağım.


Konuyu anlamaya çalışıp ''so what'' kısmına kafa yoracağız.


Öncelikle problem-sizing:


Argüman şu ki: E ve G anlaşılabilir ölçülebilir kriterlere dayanıyor. Karbonu hedef olarak sunmak ve ölçmek kolay. Su tüketimini ve dolayısıyla tasaruffunu rakamlarla anlatmak kolay. Ancak S için ortak standart bir ölçüt yok- diyor. Herkesin S'den ne anladığı değişiyor. Bu yüzden onun yerine E en kolay hedeflendirilebilen ölçülebilen ve önceliklendirilen oluyor. Adı üstünde Sosyal, tanımı itibariyle belli bir topluma ilişkin.


İkinci konu materiality:


Bir muhasebe anlayışı materiality. Yatırımcıların kararını etkileyebilecek herşey detaylı olarak açıklanmalı. Diğer konular/farklar/hatalar immaterial (auditçiler bilir - imm.) deyip geçilmeli. Varsayım şu ki tek tek her hesaba bakamayız bu yüzden materyal olanlara odaklanmak lazım. ESG alanında da materyalite analizi kullanılıyor. Sürdürülebilirlik faktörlerinin şirketin finansal performansına etkisi olarak tanımlanıyor. Double materiality de bunun bir benzeri; şirketlerin aktivitelerinin sosyal ve çevresel faktörler üzerinde etkisinin birlikte incelenmesi anlamını taşıyor.


Bu materyalite yaklaşımı faydalı ve kullanışlı olabileceği gibi, olup biteni kimse duymadığı sürece önemli olmadığı anlayışına da yol açabilir. Pratik bir bakış. Ancak GRI diyor ki (GRI kim birazdan geliyoruz oraya) insan hakları söz konusuysa materyalite anlayışı, gerçekleşme ihtimali yerine sonuçların ciddiyetine (etkinin telafi edilebilirliği, ne kadar yaygın olduğu ve boyutu) bakmalı. S'yi bu yüzden hafife alamayız.


Bir diğer can alıcı nokta ESG'nin ve özellikle S'nin risk açısından ele alınması. Ya da yatırımın riskini azaltacak veya risk return profilini iyileştirecek birşey olarak kullanılması. Bu da ESG olayını kısa vadede sıkıştırabiliyor. Veya negative screening olarak kalmasına yol açabiliyor. Bunun yerine prosedür ve checklist yaklaşımı önce çıkabiliyor.

 

Şimdi konuyu parçalayıp fethedeceğimiz yere geldik.


S'nin içine düştüğü bu boşluğu araştırırken bir NYU'da yapılan bir araştırmayla karşılaştım. Bu araştırmada önce ESG dünyasına dair bir çerçeve çiziliyor ve buradan neden S'ye dair pek de birşey söylenmiyor konusu özetlenmiş. Kısaca:


ESG tipolojisi


Binlerce ESG uzmanı, materyal, eğitim ve indeks aşağıdaki gibi üç başlıkta toplanıyor.


1. Şirketler için olan çerçeveler

SASB (Sustainability Accounting Standards Board) ve GRI (Global Reporting Initiative) gibi sürdürülebilirlik ve insan hakları üzerine şirketlerin kullandığı raporlama çerçeveleri, + UN Guiding Principles (UNGP)


2. Yatırımcılar için olan çerçeveler

Yatırım sürecini desteklemek amaçlı ESG veri sağlayıcıları, araştırma ve derecelendirme kuruluşları, Dow Jones Sustainability Index, FTSE ESG Rating etc.


3. İnsan haklarına odaklanan çerçeveler

Çalışan ve insan hakları üzerine halka açık derecelendirme ve sıralama oluşturan çalışmalar.


Bu tipoloji üzerinden sevgili araştırmacılar S'nin neden çalışmadığına cevap bulmak gayesiyle 12 tane çerçeveyi ve 1.753 tane sosyal indikatörü inceliyor. Ve aşağıdaki sonuçlara varıyorlar.



Efforts vs. effect

1. İndikatörler (%92 oranında) aktivite ve eforlar üzerinde yoğunlaşıyor (etkiler ve sonuçlardan ziyade). Eğitim, komite, prosedür, denetim, kariyer gelişimi, cinsiyet eşitliği. İndikatörlerin yarıdan fazlası yönetişim yapısı üzerinde duruyor. Yani çoğunlukla içsel süreçler roller sorumluluklar etrafında dönen bir hikaye. Bu yüzden bir şirketin sürdürülebilirlik stratejisi sayfasına gidince prosedürlerde boğuluyoruz. Çünkü prosedürler daha iyi not almalarını sağlayabiliyor. Bir kuruluşun S performansını diğerinden ayırmamıza pek de yardımcı olmuyor. SASB, GRI ve UNGP ise (indikatörlerinin %30'u oranında da olsun) etkilere bakıyor.


2. S'nin tanımı içeriği genel geçer, belirsiz şekillerde açıklanıyor. Genel olarak çalışan hakları, çeşitlilik, çalışan güvenliği, veri güvenliği gibi konularla birlikte sözü geçiyor. Ama bunlardan ne kastettiği genellikle açıklanmıyor.


3. S'ye ilişkin sayfalar veri bombandırmanı; transparan olmak adına paylaşılan bir yığın açıklama taahhüt ve imzalanmış çerçeve politika komite gibi şeyler etrafında dönüyor. Bunlarla tam olarak ne anlatılmak istendiği net değil. Transparan olmak kendi başına bir prensip oluyor ve çoğu derecelendirme ve endekste göre bunlar ödüllendiriliyor.


4. Tedarik zinciri (S'nin en can alıcı noktalarından birisi) çoğunlukla eksik. Hiç ölçülmüyor değil. Ancak E için geliştirilmiş olan endirekt etkilere bakma anlayışı (Scope 1, 2, 3) burada daha kısıtlı. Endüstri spesifik endekslere gittiğimizde S performansına dair daha fazla bilgi bulabiliyoruz.


Son iki nokta da benden olsun. Türkiye'de S dendi mi olay sosyal sorumluluk ve okul hastane açmaya geliyor. Bir yerde yarattığınız negatif etkiyi diğer yerde okul açarak ne kadar telafi edebilir.


Bir diğer konu da S konusunda iyileştirilmesi gerekenler- veya eksikler gibi bir değerlendirme görmek zor. Bir şirketin operasyonlarının hiç mi olumsuz etkisi olmadı yahu... Birkaç şirketin sürdürülebilirlik raporuna bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız.

 

Peki bunları zaten biliyorduk (ama bu satırlar hislerimize tercüman oldu yine de). So what?


1. Sonuç odaklı ve net olmak gerekiyor. Kurumların aktiviteleri operasyonlarının direkt ve endirekt etkileri ve tüm paydaşlardan bahsetmek gerekiyor.

2. Olumlu noktalarla birlikte olumsuz ve iyileştirilmesi gereken konulardan da bahsetmek gerekiyor.

3. Etki dediğimiz şeyi (hele de Sosyal alanda) açıklayabilmek için uzun soluklu hedefler ve değerlendirmeler gerekiyor.


Bu kısmın biraz daha somutlaşması adına birkaç örnek verecek olursak:


- Çalışan hakları: çalışan devir oranı, maaşlar ve yan haklar, maaşların asgari ücrete oranı

- Kariyer gelişimi: mobilite fırsatları ve son bir yılda terfi edilen çalışan oranı

- Cinsiyet eşitliği: kotalara ek, orta ve üst yönetici seviyelerindeki kadın çalışan oranı, kadın ve erkekler arasındaki maaş farkı/eşitliği oranı

- Tedarik zinciri: (sektöre göre değişmekle birlikte) çalışılan fabrika, bayii vb sayısı, burada endirekt desteklenen işgücü sayısı, yaşanan kaza ve vakalar, tedarikçilerin çalışma koşulları

- Ürün ve servisler: erişilebilirlik, satın alınabilirlik (affordability)


Yani gördüğünüz üzere prosedürle dükkan dönmüyor. Somut adımlar ve indikatörler bizi tatmin edebilir.

Sözü bir soruyla noktalayalım.


Çalıştığın şirketin veya hizmetleri/ürünlerinden faydalandığın bir kuruluşun ESG'lerinden S'si için 10 üzerinden kaç puan verirdin ve neden... Düşünenler bana mesaj bıraksın :)


Until next time.