ESG fonları kandırmaca mı?


Bir araştırma demiş ki tüm bu yeşil yatırım, ESG yatırım hareketi bir balon olabilir, geçmişteki internet balonuna benzer bir hareket gösteriyor. Dikkat et.


ESG sadece bir etiket mi? ESG fonları gerçekten daha sürdürülebilir şirketleri seçiyor mu?


Sorulmaması gereken soruları soracağımız yeni yazıya hoşgeldin.



Nereden başlasam bilemiyorum.


ESG fonlarının akıl almaz büyümesi, ESG fonlarının market ortalamasının üstünde performans göstermesi gibi haberleri görmüşsünüzdür. İşte beni rahatsız eden birşeyler var tam burada.


Bu yazıda, ESG fonlarına dair birkaç hassas konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. ESG'nin doğmasındaki iyi niyetlerin bir yatırım projesine (investment case) dönüştüğünü göstermeye çalışacağım.


Herşeyden önce tarih. İlk ESG fonu 1990'larda çıktı- o zamanki adıyla sosyal sorumluluk endeksi. Pazarın asıl hareketlenmesi 2013-2014 döneminde başlıyor.


Nereden çıktı bu ESG fonu?


Dönemin önemli insan hakları hareketleri ve çevre kirliliği konularına dair büyüyen endişeler vardı. Bu konuların şirketler üzerinde risk oluşturacağı düşüncesi erken aşamalardaydı. İklim değişikliğinin anaakım konulardan birisi haline gelmesi, sosyal eşitsizliklere dair global hareketler, pandemi gibi konular, ESG risklerinin iyi yönetilmesi gerektiğine dair yaklaşımı destekledi.


Bu fırsatı Wall Street kaçırır mı- hayır. ESG fonları iyi bir noktadan başladı. İyi ESG notları olan şirketleri seçelim. Oumsuz sosyal ve çevresel etkiler yaratan şirketleri dışarıda bırakalım. Böylece iyiye doğru bir eleme ve dönüşüm başlar belki. Bir diğer yandan bunun iyi bir yatırım fırsatı sunacağına dair ciddi şüpheleri olanlar da vardı. (Yine de- there was money to be made)


ESG metodolojisi zamanla yaygınlaştı, kredi derecelendirme kuruluşları da ESG faktörlerine bakmaya başladı. Risk yönetimi alanı giderek yatırım fırsatı olarak sunulmaya başladı. Eskiden sıkıcı bir endeks şirketi olan MSCI şimdi ESG fonları konusunda popüler isimlerden.



Tüm bu gelişmelerle günümüze geldiğimizde ESG temalı ETF'lere paralar yağmış. Bakınız. 150 milyar dolarlık bir havuz. 268 tane ESG ETF var.


Bu fonlar ESG notları iyi olan şirketlerden oluşuyor.




Kaynak: MSCI



Peki ESG fonları bir kandırmaca mı?


Bunun için öncelikle ESG fon portföyündeki şirketlere bakacağız. Sonra da ESG metodolojisini tartışacağız.


En popüler ESG fonlarından birini inceleyelim Ishares MSCI USA ESG Select ETF (ticker: SUSA). Bir bakalım buradaki kimler varmış:


Apple, Microsoft, Amazon, Meta (eski Facebook), Nvidia, Pepsico, Blackrock. Fonun sektörel dağılımına bakacak olursak, IT %33 en büyük paya sahip ve sağlık finans ve endüstri sektörleri %10'luk pay almış.


Bu potrföy dağılımına baktığımızda aklımıza ilk gelen sorular:


ESG fonu yerine gidip SP 500 endeksini alsak daha mı iyi?


Çok araştırma yapmadan, ilk 5'teki şirketlerin siciline bakacak olursak:


Apple'ın lithium-iyon mobil telefon bataryalarının üretiminde kobalt kullanılıyor ve kobaltın sağlandığı (global kobalt rezervlerinin yarısına sahip!) Kongo'da çocuk işçiliği, insan hakları vb bir yığın problemli konu olduğunu biliyoruz.


Amazon'un çalışanlarıyla başının dertte olduğunu da okuyoruz.


Blackrock'ın fosil yakıtı en çok destekleyen yatırım şirketi olduğunu öğreniyoruz.


Bu şirketlere ilk sıraya koyabilmesi için bu metodolojiside inanılmaz mambo jambo yapılıyor olması lazım.


Oraya girmeden önce, şu iyi performans mitini bir açıklayalım.



Son birkaç yıldır SP 500 endeksi rallide ve son 5 yılda neredeyse %100 büyüdü. ESG fonlarının en büyük şirketlerinin SP500'ün en büyük şirketleri olduğunu görebildiysek durum açık. Bir de ESG fonlarında IT ve Tech sektörüne bir pozitif ayrımcılık var. Finans ve sağlık sektörleri de gözde. Enerji sektöründense uzak duruluyor. Çünkü bunlar aynı zamanda düşük karbon ayakizi olan şirketler. Operasyonları dolayısıyla karbon emisyonu, çevre kirliliği gibi konularla direkt alakası olmayan şirketler ESG fonları için on numara beş yıldız. Bir diğer yandan Tech ve IT şirketlerinin ne kadar çok büyüdüğünü bir de ben anlatmayayım.


Aklıma şu soru geliyor. ESG skorlaması bu şirketleri kapsamak üzere mi oluşturuluyor?


O zaman sıkı durun sıra metodolojide.


Dananın kuyruğu şimdi kopacak.



1. Skorlama yöntemleri değerlendirmeyi yapan şirketten şirkete değişiyor. Kimler bu şirketler? Vigeo Eiris ve KLD en eskilerden. Diğerleri de Robeco, Sustainalaytics, Refinitiv, MSCI. Bir araştırmaya göre, bu şirketlerin yöntemleri arasında kapsam ölçüm ve ağırlıklandırma açısından büyük farklılıklar var.

- Benzer ESG risk kategorileri kullanılıyor.

- Ama hepimizin iş güvenliğinden veya transparan yönetişimden ne anladığı farklı.

- Örnek olarak, bir skorlama çalışma standartlarını işten ayrılma oranına bakarak değerlendiriyor diğeriyse bu alanda açılan dava ve incelemelere bakıyor.


2. Kime göre risk neye göre risk: ESG konularından hangisinin risk teşkil ettiğini belirlemek skorlama şirketine kalmış. Burada can alıcı bir konu- karbon salınımında bir sorumluluk mevzusu. Scope 1-2-3 diye bir ayrım var. Scope 1 şirketin operasyon sahasındaki emisyonu, Scope 2 kullandığı enerji kaynaklarının emisyonu ve Scope 3 tedarik zincirindeki emisyon.


Bu bizi niye ilgilendiriyor. MSCI Mcdonalds'ın ESG notunu yükseltmiş çünkü Mcdonalds geri dönüşüm oranını artırmış ve ESG'nin G'sine ilişkin politikalarını iyileştirmiş. Ve demiş ki Mcdonalds konusunda karbon olaylarına çok takılmamak lazım. Ama dememiş ki Mcdonalds dünyanın en büyük biftek alıcısı ve bu biftekler dolayısıyla karbon salınımı Norveç'le aynı (53 milyon metrik ton).


Benzer argümanı Amazon için de yapacağız. Kendileri Scope 3 konusunu dikkate almamış. Uzak diyarlarda yapılan ve başkaları tarafından sağlanan teslimat gibi konular karbon ayakizi raporlamasına dahil değil. Mesela Amerika'dan istediğin o kulaklığın taşındığı gemi Amazon'un Scope 3'ü olup dikkate alınmıyor. Aldığın 5 üründen 3'ünü iade ettiğinde katlanılan karbon emisyonunu anlatan yok.


3. Skorlamaya esas alınan data şirketlerin kendi kendine raporladığı ve denetlenmemiş verilerden oluşuyor (self-reported). Raporlama veri kaynakları internette yayınlanan raporlar ve 3. partilerden alınan genel sistem verileri. Ve bunlar çoğunlukla şirketin kendi insiyatifine bağlı detayda raporlanıyor.


Bir diğer yandan bu raporlama genelde büyük şirketler tarafından yapıldığı için büyüklere karşı bir pozitif ayrımcılık var. Küçüklerin datası olmadığı için onları notlandıramıyoruz bile.


4. Notunuzu benzer şirketlere oranla alıyorsunuz. Komşularınız ne kadar kirliyse siz o kadar iyisiniz.


5. Prosedür ve politikalar değerlendirmede önemli rol oynuyor. Ama bunların uygulanıp uygulanmadığına dair objektif bir ölçüt yok.


6. ESG skorlamasının bağımsızlığına dair limitleri var. ESG skorlamasından daha objektif olduğuna dair konsensus olan kredi skorlama şirketlerinin 2008 finansal krizinde oynadığı rolü hatırlayalım. S&P çöp değerindeki mortgage menkul kıymetlerine AAA notu veriyor. Bugüne kadar yüzlerce reform ve regülasyondan geçen kredi skorlamasına karşın ESG skorlamasına dokunan bir regülasyon yok. Bekleyin gelecek.


7. E- S- G tamamen apayrı konular. Bunları aynı sepette ölçmek doğru değil. Ben demiyorum SEC başkanı diyor.


Sözün bittiği bir noktaya geldik.


Doğru oturduk eğri konuştuk.


Sonuçta napalım yani ESG'ye bakmayalım mı? Kimselere güvenmeyelim mi? Bakalım, ama dikkatle bakalım. Metodolojiyi anlayalım. ESG etiketi yapıştırılan herşeye inanmayalım. Elmayla armutu karşılaştırmayalım.